Mektup Tadında Bir Elçi : Musab Bin Umeyr

Mektup Tadında Bir Elçi : Musab Bin Umeyr
Mektup Tadında Bir Elçi : Musab Bin Umeyr

Yer Mekke, dava İslam. Davanın sahibi Resul-i Kibriya, yoldaşları ise gökteki yıldızlardan daha nurlu, er meydanın tartışılmasız en büyük kahramanları; sahabeyi güzin.  Sadakat, yiğitlik, sabır, azim ve nice sıfatların sahibi onlar. Zaman ve mekân ölüm kokar ama onlar tüm zamanların ölümsüzleri. Şehitlik mertebesinin anlamlaştıran yiğitlerdir onlar. 

‘’Benim sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir hangisine tutunursanız kurtuluşa erersiniz.’’ der Resul-i Ekrem. Binlerce kandil içinden bir tanesinden söz açacağız. Onu anlatmaya tüm kelamlar aciz kalır. Çünkü O Mekke’nin en yakışıklı, en giyimli, en zengin sahabesidir. Abdüddaroğullarının prensi, annesinin gözbebeğidir. Medinelilerin ‘’el- Mukri’’misi, Hz. Peygamberin ise ilk sancaktarı. Böyle bir sahabe efendimizi ne şan ne şöhret ne de dünyanın geçici lezzetleri tatmin edemeyecektir. 

Gönül dünyasının boşluğuna İslam nurun damlası düşecek. Aşk, sadakat, teslimiyet Ona Resulullah’tan icazet getirtecek. O artık Medineli ensarın fatihi tüm zamanların tebliğcisi olacaktı. Cahiliye dönemin sıradan yakışıklı bir prensi değil, Resulullah’ın elçiliğine nasip olmuş Mus’ab bin Umeyr’dir artık…

Medine’ye bir davet üzeri giden yolcunun adıdır Mus’ab bin Umeyr. Onunla Medine’nin tüm kapıları tek tek çalındı, her ocağa Resulullah ve İslam müjdesi verildi. Önce tebliğe nail olmak akabinde öğretici olmak. İlk günkü aşkla yılmadan bıkmadan davanın meşalesi olmak. Abdûlkadir Geylâni hazretleri şöyle der; bizim yolumuz dikenlidir ayağını sevenler gelmesin. İşte Mus’ab bin Umeyr bu meşakatli yolun fedaisiydi. Kim bilir çaldığı kapılardan nasıl karşılandı. Kiminde belki kovuldu, kiminde horlandı, kiminde şefkat kollarıyla karşılandı belki. Ama dava uğruna bunlar birer teferruattı. O kutlu elçi ile Medine sokaklarına bahar geldi. Yetimlerin yüzü güldü, adalet bekleyen gözler parıldadı, zalimlerin zulmüne çomak sokuldu. Medine’ye İslam tohumu serpildi artık Resulullah’a hasat müjdesi verme zamanı gelmişti.

Nezaketiyle herkesi kendine hayran bırakan adam. Bir seferinde Evs kabilesinin reisi Üseyd’in acımasız saldırısına karşı şöyle dedi: Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabûl edersin. Yoksa engel olursun. Bu sözün tesiri üzerine Üseyd İslam ile şereflendi.

İşte bir ev; Dar’ül Ekram değil ama en az onun kadar şerefli bir ev: Sad bin Heyseme’nin evi. On iki sahabi… İlk Cuma namazı… İlk imam: Mus’ab bin Umeyr… İlklerin ilkine nasip olmak…

Bedir muharebesinin ilk şehit sancaktarı. Her iki kolunu kaybetmesine rağmen vücuduyla sancağı saklayan yiğit. Sancak İslam’ın sembolüdür, kutsaldır ve ölüm pahasına bile olsa yere düşemez. Destur bu ve gelen şahadet şerbeti. 

Ey Medine’ye gelen kutlu davetçi Rabbim bizleri senin şefaatine nail etsin. Firdevs cennetinde sana komşu eylesin. Her ocağımızda adını zikrettirsin. Dualarımıza seni ortak ve şahit kılsın. Amin

Selam ve dua ile sevgili dostlar…


Bugün bir iyilik yap, bu yazıyı arkadaşlarınla paylaş :
Bu yazıdan para kazanabilirsin

BU YAZIYI OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YORUMLAR

    Bu yazıya daha önce hiç yorum yapılmamış.
    İlk yorumu sen yap!

Yorum yap

Geçersiz bir mail adresi girdiniz. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun. *