Yeni Bir Başlangıç

Yeni Bir Başlangıç
Yeni Bir Başlangıç

Çoktandır günlüklerime bir kalem çalamıyorum,bu mürekkebim tükendi anlamına gelmiyor.Bilmiyorum bazen hayatı savsaklıyorum.Belki de öyle gerekiyor.Yaşamam bir mum misali olmuş, tam bitmek üzereyken içeriye bir ışık girer,ev sahibi hafif titrek bir nefesle ruhu okşarcasına bir üfürüş ile söndürür.Bir daha ışık gidene kadar beni saklar,bana yaşama hakkı verir.

Evet sevgili kardeşlerim bugün farklı bir gün olsun istedim.Farklı bir tarih ve farklı bir başlangıç… Geçmişe bir sünger mi çekeyim acaba,sileyim mi bendeki o tüm notlar,iz yapmış hayatın kara lekelerini…Evet belki de silmem gerekiyor.Yeni bir doğuş ,yeni bir milat  olsun benim için…

Bir karanlık ortasında yürüyorum,sokaklarım parke taşlarında, hafif  bir yağmur çiselemesi, çatılarda dünde kalma yağmurun damlaları ve sökülmüş birkaç parkenin  boşluğunda biriken sular,ki o sular ki amansızca yüzüme fışkıran.Yarım kalmış sigaranın ciğerimi yakışı ve sokak sessizliği bozan öksürüşüm.

Uçsuz bucaksız yürüdüğüm sokaklar ,adresim bile yabancı bir alfabeden, düşünün hayatımın ne kadar  pervasızca bir akışı. Düşünün gene bir hayat ki ne sen ne de seninle yaşayan anlayabiliyor.Sorular üst üste birikmiş kitaplık raflarımda ve cevapsız çekingen sorular ah  şu sorularım…

Çok mu karamsar davrandım,bilmem olabilir biraz düşüneyim be…Buldum,daha dün bitirdiğim kitabın etkisi olabilir mi neden olmasın  kardeşim.Ya sende her şeye bir neden buluyorsun demeyin.Uzunca bir soluk tüm hafta sonumu aldı, o köşeden bu köşeye kaçışlarım herkesten.Her defasında bit be bit ne olur diye yalvarışım evet bitmeliydi; zamanım gidiyor,giden zaman değil sensin,senin bilgisizliğin ya bir türlü öğrenemedim  bu kuralı.Kızmayın,benim de haklılık payım var ,ödünç almıştım çünkü…Ama her şeye rağmen değer be kardeşim; ne emek verdik, ya zaman.Şu cahil kafa yine şikayet ediyor emek diyor,zaman diyor, oysa ki bilmiyor kitap karanlığına bir ışık lekesi bırakmak için ne kadar çırpınıyor.Sağ ol büyük yazar ömrü yazarlığı kadar büyük olamayan yazar sağ ol./Tutunamayanlar bir Oğuz Atay versiyonu…

Dedim ya yeni bir başlangıç; bu hafta İstanbul’dan baya kitap aldırdım.Borç batağındayım ama olsun 100 liranın lafı mı olur.Okumam lazım, katili olmalıyım bu cahilliğimin,cezam ise dört duvar arası bir sürgün hayatı olmalı… Bir kitaplığım olmalı; tüm yazarlar içinde olmalı ya da hakkedenler olmalı.Her kitabım farklı bir meyve olmalı ve farklı mevsimlerde olgunlaşmalı.Tatmalıyım hepsini  kimi ekşi olmalı; ağzım sulanmalı ,tuza bandırmalıyım kimi tatlı olmalı; şiresini çıkarmalıyım kimi saçma olmalı; eleştirmesini yapmalıyım  ve kimi de platonik  aşk gibi olmalı; en umulmadık caddede yüzüme çarpmalı, beni sersem etmeli almalı beni, beni uzaklara dağların en ücra köşelerine götürmeli.

Soğuk fırtınalar olmalı,okyanuslar ortasında hortumlar oluşmalı,balıklar sahile çarpmalı ve sevdiğim kız beni dudağımda öpmeli. Dudağımda dudağında hatıra bir ruj lekesi olmalı.Kalbine bir kalbimi koymalı öyle olmalı ki iktisat bilimleri bile cevabını bulamamalı.Ne felsefe ne sosyoloji ne de bilimsel kavramlar hele o matematik denklemler bunlara asla cevap verememeli…Hayatım  karma karışık olmalı ama karmaşık sayılar olmasın, hiç sevmedim o konuyu kırmasınız değil mi böyle bir istekte beni…

Bugün ben bir çocuk oldum ve sonra birden ben oldum.Çünkü hayatımı çok hızlı yaşadım.Tüm geçmişi bir film şeridi yaptım ama sahnede daha seyirciler gelmeden hemen başlattım.Bitmesini istiyordum bir an, ondan işte.Şaka gibi, dalgamı geçiyor bu be diyorsun evet hepsi bugün oldu; hayat,sahne ,hızla geçen zaman ve şaka…Sildim tüm notları,hatıra defteri,günlükleri,yok kızları…Öf anasını be neymiş o saçma sapan duygularım.Cahilin aşkı ne kadar bilimsel olur ki benim duygularım saçma olmasın. 

Kitaplarım, kaldırım taşlarımın köşe bucak saklambaç ışıkları.Size geliyorum açın kucağınızı annemin kış soğukluğunda babama inat beni kucağına alıp emzirmesi ve sonra sımsıkı sarılması, seyrek tane saçlarımı bir ressam misali okşaması gibi. Unutayım geçmişi öyle tokatlayın ki beni her aklıma geldiğinde zehir zemberek bozulmuş turşu kokan ve acısı hala kulağımı çınlatan o şefkatsiz tokadınızı hatırlayayım.

Size geliyorum,size aşık olup  mecnun misali çöllere, oradan da yeşil ırmaklara ceylanlarla birlikte suya inmeli derken bir kelebek misali uçmalıyım,gonca gül olup baharı beklemeliyim.Sizde siz olmalıyım .Geliyorum bir yere ayrılmayın hiç kimseye randevu vermeyin sakın.Size aç size tutsak bir ben bir de bende siz olmayı bekleyen ben geliyorum…

01 Aralık 2011, Perşembe 


Bugün bir iyilik yap, bu yazıyı arkadaşlarınla paylaş :
Bu yazıdan para kazanabilirsin

BU YAZIYI OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

YORUMLAR

    Bu yazıya daha önce hiç yorum yapılmamış.
    İlk yorumu sen yap!

Yorum yap

Geçersiz bir mail adresi girdiniz. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun. *